İçeriğe geç

Passive voice hangi seviye ?

Passive Voice: Hangi Seviye?

Bir gün Kayseri’nin o kalabalık caddesinde yürürken, üzerine gelen her adımda bir şeyler kaybettiğimi hissettim. Gözlerim yere bakarken, etrafımdaki dünyayı fark ediyordum ama içimde bir boşluk vardı. İnsanlar, arabalar, kafelerde oturanlar… Her şeyin ortasında kaybolmuş gibiydim. O an, dil bilgisi dersimden aklıma gelen bir şey vardı: Passive voice (edilgen yapılar). Evet, o kadar derin düşünceler içinde, bir anda İngilizce grameriyle ilgili bir şey düşündüm. Ama belki de o an, ne kadar edilgen olduğumu, her şeyin bana yapılmasını izlerken yaşadığım duyguları anlatıyordu.

Birinci Sahne: Adımlar ve Kaybolan Bir An

Kayseri’nin meşhur kazandibisi dükkanlarının yanından geçiyorum. O kadar yoğun bir düşünce içinde yürüyordum ki, çevremdeki her şey bana bir şekilde edilgen bir güç gibi hissettirdi. Adımlarım, hiçbir yere gitmeyen bir yolculuk gibiydi. Hedefim yoktu, nereye gittiğimi bile bilmiyordum. Kafamı kaldırıp etrafıma bakınca, her şey sanki birilerinin kararlarıyla şekillenmişti.

“Bu da nedir şimdi?” diye düşünüyorum. Gözlerim bir kafede oturan bir çiftin üzerine kayıyor. İkisi de birbirine bakıyor, ama sanki aralarındaki mesafe daha fazla, daha soğuk. Bir şey eksik. Yani, sadece bakışlarla konuşuyorlar ama ben bir şeyler eksik hissediyorum. Sonra aklıma geliyor, “Aman Tanrım! Yine passive voice!” Bu çiftin arasındaki sessizliğe ne kadar aktif katıldıklarını düşünüyorum.

Bir an, kendimi o çiftin yerinde hayal ediyorum. Belki de, ilişkilerde çoğu zaman “yapılan” ya da “yapılmayan” şeyler o kadar fazla ki, insan kendini edilgen bir durumda bulabiliyor. Ne demek istediğimi biliyor musunuz? Bir ilişkide her şey başkasına yapılırsa, belki de kişi unutuyor neyi yapabileceğini ve neyi yapması gerektiğini. Bir noktada, iki kişi arasında en çok suskunluk konuşur hale geliyor. Pasifleşen, edilgen hale gelen bu sessizliğin ortasında, ben de kendimi biraz “yapılan” hissettim, biraz “yapılmayan”…

İçimden, “Bunu ben istedim, bana yapılanı istemiyorum. Kendimi kimseye teslim etmeyeceğim,” dedim. Ama sonra, derin bir hayal kırıklığıyla, “Her şeyin bana yapılmasına izin verdim.” diye düşündüm. Sanki her şey birileri tarafından yapılmıştı ve ben sadece gözlemliyordum.

İkinci Sahne: Kararlar ve Hayal Kırıklığı

Bir süre sonra, kendimi şehirde kaybolmuş hissiyle bir çayımlık bir kafede buldum. Pencerenin önünde oturuyorum, yanımda ise bir dergi ve bir fincan sıcak çay var. O an, aklımda bir soru var: “Passive voice hangi seviye?” Daha doğrusu, “Pasif olmak mı, yoksa aktif olmak mı?” Bir içsel çatışma. Çoğu zaman, hayatta pasif olmanın, sadece izleyici olmakla aynı şey olduğunu düşünüyorum. Ama bu düşünce bende bir tedirginlik yaratıyor. Şu an sadece oturuyorum. Etrafımda sesler var, fakat içimde bir boşluk.

Yanı başımda konuşan bir grup insanın sesini duyuyorum. Hepsi gülüyor, sohbet ediyor. Ama birinin söyledikleri bende bir etki yaratıyor. Bir erkek sesini yükselterek diyor ki, “Benim söylediklerim hep yapılır. Hiç kimse bana karşı çıkmaz. Her şey bana yapılır!” O kadar yüksek sesle söyledi ki, sanki çevremdeki herkes duymuştu. Beni sarmalayan o cümle, içimi sıkıştıran bir kısır döngü gibiydi. Kendimi bir süre düşündüm: “Birileri hep bir şeyleri yapıyor. Benim kararlarım yok, sadece izliyorum. Sürekli yapılan şeylerin bir parçası oldum.” O an, dil bilgisi dersimden aklıma gelen passive voice meselesiyle, hayatın ne kadar edilgen bir şekilde yaşanabileceğini düşündüm. Gerçekten de bir noktada, birinin her şeyi yapmasına izin verirken, ben de bir yerde durup sadece izliyor muyum?

Hayatımda her zaman aktif bir rol almak istedim. Ama bazen o kadar çok dışarıdan gelen etkilere maruz kaldım ki, yaptıklarım başkaları tarafından şekillendirildi. Yaptıklarım, “bana yapılmış” bir şey gibi hissedildi. O yüzden, bu konuda gerçekten kararsız kaldım. Ne kadarını ben yapıyorum, ne kadarını başkaları yapıyor? İşte bu soruyu sormak, o kadar zorlayıcıydı ki, kafamı iki elimle tutarak dergimi önüme koydum ve biraz içimden geçirdim: “Ne kadar edilgen oldum, bir bilebilsem!”

Üçüncü Sahne: Umut ve Yeniden Başlamak

O kafede dergimi karıştırırken, birden telefonum çaldı. Tanımadığım bir numaraydı. Aradım ve karşımdan tanıdık bir ses duydum. “Merhaba, seni görmem lazım, bir şey konuşmak istiyorum.” Bu mesaj beni bir an için şaşırttı. Çünkü duygularımı gizlemek, o kadar alışkanlık haline gelmişti ki, birilerinin bana seslenmesi bile beni endişelendirebilirdi. Ama hemen cevap verdim: “Neredesin?”

Bir saat sonra buluştuk ve konuştuk. O an ne kadar anlamlıydı! Çünkü birine duyduğum güven, bana yapılmış bir şey değildi. Kendi isteğimle yapmıştım. İşte bu an, bana yeniden bir şeyleri aktif olarak yapabileceğimi, edilgen olmamak için adım atmam gerektiğini hatırlattı. Yavaşça, içimde yeniden bir umut doğmaya başladı. Pasifliğin ve edilgenliğin bir yere kadar katlanılabileceğini, ama bir noktadan sonra başkalarının kararlarıyla yaşamaktan çıkmak gerektiğini düşündüm. Pasif olmak, sadece başkalarının bana ne yaptığını izlemek değil, aynı zamanda kendi hayatımda söz sahibi olmak, neyi yapacağımı kendim seçmekti.

O gün, sadece bir karar verdim: Artık sadece izleyici olmayacaktım. Yaptığım şeylerin, pasif bir yapıya bürünmesine izin vermeyecektim. Passive voice, dilde nasıl bir yapıya sahipse, hayatımda da aktif kalmalıyım. Artık benim kararlarım daha fazla yapılacak ve yapmadıklarım da benim tercihim olacaktı.

Sonuç: Pasiflik ve Hayat

Gün sonunda, Kayseri’nin soğuk rüzgarında, kendi adımlarımın daha güçlü olduğunu hissediyordum. Hayatımda edilgen bir noktada kalmak, bana bir şeyler öğretiyordu: O kadar edilgen olamam. Şimdi, “Passive voice hangi seviye?” sorusunun cevabını net bir şekilde biliyorum: Buna ne kadar katlanabileceğimi ben belirlerim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort deneme bonusu veren siteler 2025
Sitemap
ilbet giriş yap